Müzmin Bekar Aysel

Neymiş efendim Fatih’teki restorana yemeğe gidecekmişim. Ayol ne işim var benim Fatih’te? Annem gene eski püskü parkasını sırtına geçirdi. Babam desen patlak ayakkabılarını giymiş. Abim ve kız kardeşimden bahsetmeye ne gerek? Biraz olsun kendilerine özenmezler. Abimin o her daim yağlı saçları midemi bulandırıyor. Kız kardeşim, sünepenin teki! Tam bir yalaka! Koca kız oldu, her yere peşleri sıra gider. Arkadaşlarının da ondan farkı yok ha! Arada bir eve ziyarete gelirler. Yan odadan dinliyorum, aman o ne sohbet! Sanırsınız elli yaşında koca karılar. Nasıl teğel atılır, hangi örgü modeli kazağa daha çok yakışır? Şimdi benim bunlarla işim ne? Menüdeki en ucuz yemeği söylemişlerdir kesin.

Evi boş bulmak da zor oluyor. Benim için çok iyi oldu bu yemek işi. Hazır evde kimse yok, uzun, sıcak bir duş alırım. Yüz kremlerimi de saklanmadan sürebilirim. Annemin kremlerden haberi yok. “O kadar para verilir mi bunlara, aptal mı bu karılar.” der durur. “Güzellik insanın içinde” diyor. Bu ne naiflik canım? Kim napsın ütülenmemiş çarşaf gibi yüzü kırış kırış olan kadını? Karı diye koluna takmazlar valla bak yeminle söylüyorum. “Seni beğenen çok, bir tanış.” diyor annem. Bir görseniz bana bulduğu adamları. Birkaçı ile buluştum. Eh evlilik yaşım geldi de geçiyor. Bir şans tanıyorum ama yok! Kiminin cebinde akrep var, kiminin aklı aşna fişnede, kimi kokuyor, kimi pasaklı. Yanıma yakışmıyorlar. Geçen biri ile görüştüm. Annem, Bakanlık’ta çalışıyor dedi. Buluştuk. Elleri temiz, saçlar jöleli. Pantolonu, gömleği ütülü. Eh dedim, Bakanlık’ta çalışıyor. Cebi dolu adam kendini belli ediyor. Adam sandım. İki saat oturduk. Bir de sonra demez mi, Bakanlık’ta hademeyim. Hemen kalktım. “Ne oldu?” diyor. Ne olacak ayol, ben senin dengin miyim? Ah ama annem suçlu. Sen ne demeye beni buluşturuyorsun elin hizmetlisiyle! Bir daha da annemden gelen taliplilerimi kale almadım.

İşi yokmuş gibi, babam da bana adam arıyor. “Daireden arkadaşın oğlu fotoğrafını gördü, çok beğendi seni.” diyor. Beğenecek tabii. Modelliğe başvursam ilk beni alırlar. Benim değil bu laflar, eşin dostun söylediklerini anlatıyorum. Kötü kadın da değilim. Evvel Allah namusumdan kimsenin şüphesi olmasın! Neyse belki bununla görüşürüm.

Kız kardeşim de evlenmek için beni bekliyor. Bulduğu adamı bir görseniz. İpsiz sapsız. Hiç geleceğini düşünmüyor. Yarın öbür gün, elinde iki çocuk, bir de karnında, sokakta kalacak. Kim kapı açacak ona bakalım? Bir de bana öğüt veriyor aklınca. Neymiş efendim, kimseyi beğenmiyormuşum. Kibir en büyük günahmış! Sen kimsin? Dünkü çocuk! Herkesin bir standardı olmalı. Elimdeki ile yetineyim diye, dünya mutsuz insan ile doldu. Benim güzelliğimin, benim aklımın dengi vardı da ben mi beğenmedim. Abimin fakülteden arkadaşı ile görüşmüştük. Mühendis. Ailesi de zengin. Yalı da mı ne oturuyorlarmış, yalan olmasın. Eh görüştük. Allah çirkin şansı vermiş. O ne biçim burun! Düz bir kafa, koca bir ağız. Ayol ben parasında olsam, bununla on kere evlenmiştim. Hadi parası var diyelim evlendik, bu çirkini yatağa nasıl alayım?

Aman neyse ne. Evin tadını çıkarayım. İnanır mısınız, sıcak su ile yıkanayım diye sobada su ısıtıyorum. Şohbenli bir evde oturmak istemem çok mu? Upuzun saçlarım var. Kazandaki su yetmiyor. Posta posta ısıtıyorum. Her yerimde köpük kaldı işte! Bir kova daha ısıtmam gerek.
  • -  Ah aman o ne!
  • -  Aman Yarabbi bu ne acı!
    -  Kalçam!
    -  Doğrulamıyorum. Çakıldım kaldım.
    -  İmdat! Yardım eden yok mu?
    -  Komşulaaar!
    -  Anam babam nerdesiniz?
    -  Kaç saat oldu, üşüyorum.
    -  Kalçam çıktı. Allahım bu ne acı!
    -  Bu ne yalnızlık!
    -  Allahını seven duysun sesimi.

Yorumlar

Popüler Yayınlar