KIŞ (PART IV)
Telefon susmak bilmiyordu. Fişini çekmeyi düşündüyse de merakına yenik düştü. Biraz önce adının Menekşe olduğunu söyleyen kızın suratına kapattığı avizeyi tekrardan kaldırıp, heyecandan kızarmış kulağına götürdü.
"Merhaba, az önce sanırım hat düştü, ben Menekşe, sizinle görüşmek istediğim bir konu vardı, müsait misiniz?"
Konuşmaya çalışıyordu ama dili damağından ayrılmıyordu, yutkunamıyordu, ağzı kupkuruydu. Hızlıca düşünmeye başladı, kim olabilirdi bu kadın. Genç bir sesti, heyecanlı bir ses. Belki edebiyat bölümündeydi ve tez yazacaktı. Türkiye'de, Cihangir'den daha iyi ve daha kompleks bir edebiyatçı yoktu incelenebilecek. Uzun süren sessizliğini bu kadın sayesinde bozabilirdi. Bunca zaman sadece günlüklerine işlediği nefreti, yapılması muhtemel röportaj sayesinde dostlarına haykırabilirdi. Dili damağından çözülsün diye, ahizeyi kenara koyup, mutfakta demleyeme bıraktığı çaydanlıktan bardağına biraz çay döktü. Hızlıca bir kaç yudum aldı, dili damağından çözülürken uzun bir süre acısını unutamayacağı birinci derece bir yanığa sahip olmuştu. Mutfaktan salona giderken, koridordaki aynada, acıyan dili yüzünden buruşmuş suratını ve çatılan kaşlarını gördü. Telefondan sesler geliyordu.
"Sesimi duyuyor musunuz? Merhabaa, Cihangir Beeeyy! Orada mısınızz?"
Derin bir nefesle beraber, telefonu eline aldı.
"Evet, buyrun, ne istiyorsunuz?" kaba mı konuştum diye düşünüyordu karşı tarafın cevap vermesini beklerken.
"Sonunda size ulaşabildiğim için ne kadar mutluyum anlatamam! Uzun bir süredir size ulaşmaya çalışıyorum, bir sürü macera yaşadım, bir sürü selamımım var size iletilecek."
Cihangir içinde tutamadığı bir öfke bulutuna teslim olmak üzereydi. Bir sürü kişiden selam getirdiğine göre pek çok yerde ve pek çok kişiyle münasebete girmiş, dedikodusunu yapmış olmalıydı. Ne güzel her şey unutulmuş, Cihangir bir köşede sessizce yalnızlığını yaşamaya alışmıştı. Bu kadın her kimse tekrardan insanların aklına, yıllar önce yaşanan olayları getirmiş, tekrar onun hakkında konuşmak için onlara fırsat vermişti. Ne de çok severdi insanlar başkaları hakkında konuşmayı. Hele bir de bir insan hata yapmaya görsün, o zaman onu yerin dibine sokmak insanoğlunun en büyük hakkıdır, alakası ve bilgisi olmasına gerek olmaksızın, ağzına geleni söylemekte de serbesttirler. Zamanında tüm bu düşünceler yüzünden men etmişti kendini toplu yaşam alanlarından, sırf bu düşünceler yüzünden kalemi kıpırdamaz olmuştu. İnsanların ağzı torba değildi ki büzesindi!
"İsmim Menekşe demiştiniz değil mi?"
"Evet, ben Menekşe" sesinde heyecan ve gurur vardı.
"Bak evladım, beni nerden buldun ve beni bulmak için neden bunca zahmete dayandın bilmiyorum ama seni dinleyecek vaktim pek yok, oldukça yoğun bir dönemden geçiyorum. Senin derdin her neyse lütfen zahmet edip de peşimde koşma."
"Ben zaten sizinle telefonda görüşmek istemiyorum, yanlış anlayabileceğinizden korktuğum için yüz yüze görüşmek için harcamıştım bütün eforumu. Artık İstanbul'da yaşamadığınızı öğrendim. Mengen'e geldim ancak bana verilen adres sanırım doğru değil, çat kapı gelmeyi planlamıştım ama planlarım suya düştü, benimle bir kahve içmek ister misiniz diye sormak istemiştim." sesindeki güven veren o heyecan duygusunu bir an bile düşürmedi Menekşe.
Kalkmış Mengen'e gelmiş. Çat kapı yapacakmış. Cihangir, içinde büyüyen merak duygusuna engel olamıyordu. Mengen'e 8 yıl önce taşınmıştı ve bunu bir tek Hacı Murat biliyordu. Demek bu kızcağız Hacı Murat'a ulaşmıştı. Çaresiz kalmışçasına teklifini kabul etti.
"Madem buraya kadar geldin, elin boş git istemem. Yarın saat 15:00' de evime gelebilirsin. Şirinyazı Göleti'nin orada oturuyorum. Şehir merkezinden gelecekseniz, otogarın orada Çağlayan Market'te siparişlerimi getiren bir çocuk var, ona söyleyin, o sizi bana kadar getirir. Bir kaç da sipariş verecektim, boşuna gelmiş olmaz bahşiş arsızı haydut."
"Çok sevindim, çok teşekkürler, saat üç civarı markette olacağım. Canınızı sıkacak hiç bir şey sormayacağım, merak etmeyin. Yarın görüşmek üzere"
Cihangir cevap vermeden telefonu kapattı. Biriyle konuşmaya ihtiyacı olduğunu biliyordu, bu yüzden kabul etmişti bu buluşmayı. Eve bir yabancıyı alma fikrinin yarattığı korku, damarlarındaki kanla kalbine pompalanıyordu. Bütün gece tavana diktiği gözleri, düşüncelerinin ağırlığıyla sabaha karşı ancak kapandı.
Yorumlar
Yorum Gönder