DEP * REM



Gece ritüelim için banyo kapısını araladım. Gıcırdayarak açılan kapının hemen sağındaki kırık aynamın önüne geçtim. Üç dakikalık diş fırçalama seansından sonra, diş ipi yardımı ile gün içerisinde biriktirmiş olduğum yemek artıklarından kurtuldum, ardından gargara yaparak ağzımın içine mentol ferahlığı sağladım. Bol soğuk su ile yüzümü yıkadım. Bir sürü para bayılarak satın aldığım yüz temizleme jelinden bolca avucuma döktüm, yanaklarım aşınana kadar köpürttüm. Suratımı havluyla kurulayıp, gençlik iksirim olan nemlendirici kremimi, aşağıdan yukarıya parmak hareketleri ile yüzüme yedirdim. Aynada kendime bakarken, mantramı mırıldandım; "Kendimi akışa güvenle ve sevgiyle bırakıyorum"

Işıkları tek tek kapatmadan önce gece lambamı açtım. Karanlıktan ne zaman korkmaya başladığımı hatırlamıyorum. Bir gece yarısı uyanmış ve kırmızı gözlerini üzerime dikmiş bir cin görmüş değildim. Bir kaç kere karabasan ile boğuşmuştum ama her seferinde onu alt etmeyi başarmıştım. Korktuğum şey doğa üstü bir güçten ziyade, insanoğluydu. Pencereler açıksa, çelik kapımın kilidi 3 kere çevrilmemişse kesinlikle uyuyamazdım. Yatağıma yattığımda son bir kaç yıldır içimde büyümüş olan korku gene sardı benliğimi. Mantramı daha on dakika önce mırıldanmıştım ama meditasyon işe yaramıyordu. Sürekli etrafta okuduğum haberler gelip yerleşiyordu gece oldu mu zihnimin karanlık köşelerine.

Bu gece o gece miydi? Artık vakti gelmiş miydi? Büyük İstanbul depremi çalmış mıydı bu gece kapımızı? Sevdiklerime onları sevdiğimi söylemiş miydim? Neden lanet deprem çantasını hazırlayıp koymamıştım hemen yatağımın yanına? Susuzluktan ölecektim işte! Daha 20 yaşında!

Yatağım şiddetli bir şekilde sallanmaya başladı. Tutunacak bir yer yoktu, üç saniye içinde mi gerçekleşti tüm bunlar? Uyuyor muydum uyanık mıydım bilmiyorum. Faylar artık zincirlerini kırmıştı. Katletmeye gelmişti bizi. İstanbul'dan taşınma hayallerimi bir kaç ay önce gerçekleştirseydim, yarın deprem haberlerini okuyup üzülecektim ama içimin karanlık bir yerinde sevinecektim orada olmadığım için. Şimdi benim yerime başkaları yaşayacak bu boğulmuş vicdanın utanmış mutluluğunu. 3 saniye 30 yıl gibi geçti. Tavan yıkılmış, ev çökmüştü. Bağrış seslesini duyuyordum. Kimisi acıdan, kimisi korkudan bağırıyordu. Bacaklarımın titrediğini hissettiğimde mutlu olmuştum, demek ki hala yerlerinde duruyorlardı. Tek vücut çıkabilmiştim bu sarsıntıdan. Keşke çanta hazırlasaydım diye kahroldu içim. Şimdiden inanılmaz susamıştım. Akşam yemeğini de çok erken yemiştim, beni 48 saat boyunca buradan çıkaramazlarsa yavaş yavaş ölecektim. Ailem o kadar uzun zaman başı boş bırakmazdı beni. Ne yapar eder bir kurtarma aracı gönderirlerdi ama bu büyük deprem ne kadar mahvetmişti şehri kim bilir. Belki de yol kalmamıştı kurtarma aracının girebileceği. Saatler geçtikçe korkum yerini acıya, acı yerini hüzüne, hüzün kendini rahatlamaya bıraktı. Yaşadığım onca mutluluğu düşündüm. Ne çok sevilmiş ne çok sevmiştim. Dilediğim gibi gezmiş, istediğim filmleri izlemiştim. Özgürlüğümden vazgeçmemiş, kimseye de zarar vermemiştim. Ne farkederdi ölmek varsa hayatın sonunda. Ha depremdi, ha kaza. Hayıflanmak yersizdi. Rahatlattıktan sonra kendimi, bırakmıştım bedenimi sonsuz, tatlı uykuya.







































x

Yorumlar