ütü yanığı.


Yanık kokusu sarmıştı bütün evi. Yanık yemeği sevdiğini söylerdi hep. "Ekmekleri çok kızart, bırak yansın!" diye bağırdığını hatırlıyorum yan odadan. Tavukları yakardı. Mangal ızgarasında ki sucukları da. Bırak yanalım derdi. Beraber olacaksak bırak yanalım. Tenin tenime yapışacaksa, neden yanmayalım.
Bronz olmayı severdi, esmer olmayı değil, yazın ki geçici bronzluktu sevdiği. Bugün çok yanalım derdi kumsala gidince. 
Tek sevmediğim saç yanığı derdi, tek dayanamadığım yanık. Pis bir kadını hatırlatıyor demişti. Esmer, saçları yanık kokan sahte bir kadını. Sonra yüzüme bakıp “Sana yanığım” demişti masum, yamuk gülümsemesiyle. Mutlu an, bir saniye içinde toz bulutu şeklinde dağıldı. Telefonu çaldı, "Yandım! gitmem gerek!" dedi. Bu ondan duyduğum son cümleydi.
Yıllar sonra ütü yapmaya çalışırken geldi aklıma. Gömlek de ütü masası da yandı. Gülümsemem yandı. Gözlerim yandı. Ev yandı. Ben yandım.

POSTED 3 YEARS AGO

Yorumlar

Popüler Yayınlar