DOC
İstanbul'un en nezih, en zengin semtlerinden birinde yaşıyorum. Adı Cihangir. Kentin bozulmamış, korunan bölgesi. Çok kimseler gelip yerleşmeye çalıştı ama başaramadılar. Mahalleliler kovaladı. Ee öyle kolay değil tabii buraya hemen uyum sağlamak.
Evimiz saray gibi. Kocaman bir salonumuz var. Benim ayrıca kendi odam da var. Gün ışığı öyle güzel vuruyor ki pencereden içeri! Görmeniz lazım. Evde tek başıma çok zaman geçiriyorum ama asla karanlıkta kalmıyorum. Gündüz güneş ışığı, gece sokak lambaları aydınlatıyor, yüksek tavanlı evimizi. Şanslıysam günde dört kere dışarı çıkıyorum. Pek arkadaşım yok çevrede. Ebeveynlerim diğerleri ile yakınlaşmamı pek istemiyor. Sonuçta ben semtin en iyi berberine giden, en pahalı yemekleri ile beslenen, burnundan kıl aldırmaması gereken biriyim. Bu beni biraz yalnızlaştıyor mu? Evet, sanırım. Koşup oynamak istiyorum. Aslında havalar güzelleşince, haftasonları çok sık parka gidiyoruz. Yemyeşil çimenlerde oturuyor, koşuyor, eğleniyoruz. Orada tanıştığım bir kaç arkadaşım var. Çok fazla vakit geçiremediğimiz için yeterince yakınlaşamadık.
Geçenlerde, gün içinde üçüncü dışarı çıkışımda, biriyle tanıştım. Tüm neşesi ile bana doğru koşturduğunda, biraz paniklediğimi itiraf etmeliyim. Gözlerinde sevgiyi görmeme rağmen, heyecanı beni korkuttu. İşin kötü yanı, ebeveynlerim yanımdaydı. Onlar benden de çok korktular. Hemen itelediler onu yanımdan. Annem beni kucağına aldı. Kalbim küt küt atıyordu. Gitmek bilmedi. Babam elindekilerden birazını ona uzattı. Beni bir anda unuttu. Kendimi değersiz hissettim. Ben değil miydim, koşarak geldiği? Kalbimin ritmi düzeldi, korkudan değil de aşktan attığını o an anladım. Hızlı atmayı bırakmıştı. Ona sunulan rüşvet ile beni hemen unuttuğu için kızmıştım. Onu gördüğümün daha ellinci saniyesi. Başımıza gelenlere bak!
Zaman akıp gidiyordu. Günlük sokak ziyaretlerimin üçüncü seferini bekler olmuştum. Beni orada bulacağını bildiği için mi, yoksa gene önüne atılan kurabiyeleri beklediği için mi bilmiyorum ama her gün kapımızın önünde oluyordu. Annemler de ona alıştığı için, bizim arkadaş olmamıza izin verdiler. Çok güzel kokuyordu, sürekli birbirimizi kokluyorduk. Arada bir boynumu ıssırıyordu. Bunu beni sevdiği için yaptığını biliyordum. Birbirimizin etrafında dönmeye, dertlerimizi birbirimize anlatmaya başladık. "Geceleri üşüyor musun?" diye sordum. "Erkek adam üşür mü?" dedi. Biliyordum üşüyordu. Ben üzülmeyeyim, sıcak evimde otururken, onu düşünüp kahrolmayayım diye böyle diyordu.
"Tüm gün özgürce dolanıyorum, kafama eseni yapıyorum. Dert edilecek bir yanı yok. Asıl ben senin için endişeliyim, ne yapıyorsun o dört duvar arasında? Boynuna takılan o tasmayla?"
"Ben dışarda kalamam ki, açlıktan ölürüm. Hem beni kimse korumazsa, kendimi koruyamam. Dışarda, herkes, annem ve babam kadar iyi değil ki! Kışın soğukta donarım. Yazın sıcakta, susuz ne yaparım? İster misin sen de bizimle eve gelmek, evimiz kocaman, sana da açarız bir yatak? Hem çok güzel yemek tabaklarım var benim, tam dört tane! Sana da alırız, ya da yarısını sana veririm. Hep yan yana oluruz."
Uzun uzun düşündü. Ben onu eve davet ediyordum, o beni sokağa. Halimizden memnun muyduk? Alışkanlıklarımızı bırakabilir miydik? Ben beni seven ailemden kopamadım, o özgürlüğünden. Zordu ikimiz için de ama mutluyduk bir şekilde.
Her günün üçüncü vaktinde evimizin önünde görüşmeye devam ettik. Yıllarca.
Evimiz saray gibi. Kocaman bir salonumuz var. Benim ayrıca kendi odam da var. Gün ışığı öyle güzel vuruyor ki pencereden içeri! Görmeniz lazım. Evde tek başıma çok zaman geçiriyorum ama asla karanlıkta kalmıyorum. Gündüz güneş ışığı, gece sokak lambaları aydınlatıyor, yüksek tavanlı evimizi. Şanslıysam günde dört kere dışarı çıkıyorum. Pek arkadaşım yok çevrede. Ebeveynlerim diğerleri ile yakınlaşmamı pek istemiyor. Sonuçta ben semtin en iyi berberine giden, en pahalı yemekleri ile beslenen, burnundan kıl aldırmaması gereken biriyim. Bu beni biraz yalnızlaştıyor mu? Evet, sanırım. Koşup oynamak istiyorum. Aslında havalar güzelleşince, haftasonları çok sık parka gidiyoruz. Yemyeşil çimenlerde oturuyor, koşuyor, eğleniyoruz. Orada tanıştığım bir kaç arkadaşım var. Çok fazla vakit geçiremediğimiz için yeterince yakınlaşamadık.
Geçenlerde, gün içinde üçüncü dışarı çıkışımda, biriyle tanıştım. Tüm neşesi ile bana doğru koşturduğunda, biraz paniklediğimi itiraf etmeliyim. Gözlerinde sevgiyi görmeme rağmen, heyecanı beni korkuttu. İşin kötü yanı, ebeveynlerim yanımdaydı. Onlar benden de çok korktular. Hemen itelediler onu yanımdan. Annem beni kucağına aldı. Kalbim küt küt atıyordu. Gitmek bilmedi. Babam elindekilerden birazını ona uzattı. Beni bir anda unuttu. Kendimi değersiz hissettim. Ben değil miydim, koşarak geldiği? Kalbimin ritmi düzeldi, korkudan değil de aşktan attığını o an anladım. Hızlı atmayı bırakmıştı. Ona sunulan rüşvet ile beni hemen unuttuğu için kızmıştım. Onu gördüğümün daha ellinci saniyesi. Başımıza gelenlere bak!
Zaman akıp gidiyordu. Günlük sokak ziyaretlerimin üçüncü seferini bekler olmuştum. Beni orada bulacağını bildiği için mi, yoksa gene önüne atılan kurabiyeleri beklediği için mi bilmiyorum ama her gün kapımızın önünde oluyordu. Annemler de ona alıştığı için, bizim arkadaş olmamıza izin verdiler. Çok güzel kokuyordu, sürekli birbirimizi kokluyorduk. Arada bir boynumu ıssırıyordu. Bunu beni sevdiği için yaptığını biliyordum. Birbirimizin etrafında dönmeye, dertlerimizi birbirimize anlatmaya başladık. "Geceleri üşüyor musun?" diye sordum. "Erkek adam üşür mü?" dedi. Biliyordum üşüyordu. Ben üzülmeyeyim, sıcak evimde otururken, onu düşünüp kahrolmayayım diye böyle diyordu.
"Tüm gün özgürce dolanıyorum, kafama eseni yapıyorum. Dert edilecek bir yanı yok. Asıl ben senin için endişeliyim, ne yapıyorsun o dört duvar arasında? Boynuna takılan o tasmayla?"
"Ben dışarda kalamam ki, açlıktan ölürüm. Hem beni kimse korumazsa, kendimi koruyamam. Dışarda, herkes, annem ve babam kadar iyi değil ki! Kışın soğukta donarım. Yazın sıcakta, susuz ne yaparım? İster misin sen de bizimle eve gelmek, evimiz kocaman, sana da açarız bir yatak? Hem çok güzel yemek tabaklarım var benim, tam dört tane! Sana da alırız, ya da yarısını sana veririm. Hep yan yana oluruz."
Uzun uzun düşündü. Ben onu eve davet ediyordum, o beni sokağa. Halimizden memnun muyduk? Alışkanlıklarımızı bırakabilir miydik? Ben beni seven ailemden kopamadım, o özgürlüğünden. Zordu ikimiz için de ama mutluyduk bir şekilde.
Her günün üçüncü vaktinde evimizin önünde görüşmeye devam ettik. Yıllarca.
Yorumlar
Yorum Gönder