KIŞ (PART II)

Anahtarı nereye koyduğunu bir türlü bulamıyordu. Bakmadığı çekmece kalmamıştı. Üç gündür üstünden çıkaramadığı montunun cebinde de yoktu, masanın üzerinde de. Cinnet geçirmek üzereydi, nereye koyduğunu bir türlü hatırlayamadı, kapıyı çekip çıkmaya, eve girerken de çilingir çağırmaya karar vermişti. Kapıdan çıkmak için ayakkabılarını giyerken anahtarın kapının üstünde olduğunu fark etti. Suratına sinir ile neşe arasında gidip gelen bir gülücük oturdu. Tüm gece uyumamıştı, içtiği filtre kahveler kalbinde çarpıntı yapmaya başlamıştı ve sıkıştığını hissediyordu. Derin bir nefes aldı, uzun bir gün olacaktı. Yüzleşmesi gereken bir çok olay vardı ve içten içe tüm bunlardan nasıl kaçabileceğinin planlarını yaparken buluyordu kendini. Tam kapıdan çıkacakken geri döndü, botlarını çıkarmaya üşendiği için ayakkabıları ile evin içine girdi ve kumbarasından biraz bozukluk çaldı. Titiz ruhu acı çekiyordu, girdiği onca tuvaleti ve üzerine basıp geçtiği balgamları düşündü. Evi temizletmek için bir an önce biri ile anlaşmalıydı ama ilk olarak evine bir yabancıyı davet edebileceği ferah zamanlara erişmesi gerekiyordu.

İki gündür kahveden başka bir şey girmemişti midesine. Enerji toplaması gerektiğini düşünerek, dilim pizza yemek için köşedeki pizzacıya girdi. Cebindeki bozukluklar ile iki dilim pizza aldı. Doymadığı için üçüncü dilimi isterken tek düşündüğü, astarının yüzünden pahalıya geldiği oldu. Bu aralar cebinde akrep olması gerekliydi. Birikimi dışında bir şeyi kalmamıştı. İşe girebilecek ve para kazanabilecek zamanı yoktu. Yıllardır kapısını arşınladığı sahafa verebileceği bir serveti vardı ama bunu aklından bile geçirmezdi. Tüplü televizyonu satmaya çalıştığında hurdacı para vermek yerine taşıması için üstüne para almayı teklif etmişti. Ne salak adam diye düşündü, az bir zaman sonra antika olacak çok değerli bir şeyi ona cüzi miktarda paraya satmayı göze almış beş parasız bir kadın vardı karşısında. Bu teklifi nasıl reddettiğine aklı ermiyordu. Yetmezmiş gibi plastik su ısıtıcısının da para etmeyeceğini söylemişti. Pizzaları hızla midesine indirdi, hamur olan pizzalar midesinin sağ tarafına doğru yerleşti. Hazımsızlık sorununun tüm gün ona eşlik edeceği belliydi. Otobüse binmek yerine yürümeye başladı. Temiz hava rahatlatıyor ve zihnini açmasına yardım ediyordu. Kafasındaki düşünceler bin parçalı puzzle gibiydi ve hayatında hiç puzzle oynamamıştı.

Kafasını kocaman gösteren kulaklıklarını taktı, Wolf çalmaya başladı. Ormanda yaşamak istiyordu ya da bir okyanus kenarında. Müzik ile dans etmek, tuzlu suda yıkanmak, sadece kahkahaların çığlığa dönüştüğü ütopik bir dünyada var olmak istiyordu. Onun yerine kaldırımda omzuna çarpan, ayağına basan bir sürü insanla sıkıştığı bu dünyada yok oluyordu. Gözlerini kör eden bu kaos yetmezmiş gibi şimdi önünde konuşması gereken bir Basilisk vardı. Nasıl yapacağını bilmiyor kimseden yardım isteyemiyordu. Küçükken uzaylıların onu alıp gezegenlerine götürdüğünü hayal ederdi. Seçilmiş olduğu için onu aralarına aldıklarını ve mesih olup uzaylılar ile dünyalılar arasında birleştirici güç olacağına inanırdı. Güçlerini birleştiren uzaylılar ve dünyalılar tüm evrene barış getirecekti. Beraber uzayda yolculuk yapacak, Fransa sahillerinde beraber güneşleneceklerdi. Belli ki çocukluğundaki hayal gücünden yardım istemeliydi. Zaman geçtikçe körelmişti, akşam kalorifer mi yaksam polar pijamalarımı mı giysem gibi düşünceler zımparalıyordu.

Kırk üç dakikalık bir yürüyüşten sonra ilk durağına vardı. Derme çatma bir apartmanın kapısının önünde durup hangi zile basması gerektiğini düşündü. Apartman girişinden gelen küflenmiş ekmek kokusu ismi hatırlamasına yardım etmiyordu. İsmi not aldığı kağıdı nereye koyduğunu düşündü ceplerini karıştırırken. Yahya Konuk, Şemsi Vargın, Zülüf Kemal, Hafize Kördüğüm hiç biri tanıdık gelmiyordu. Doğru adreste olmayı umut ederek dört numaralı zili çaldı. Kim olduğu sorulmadan kapı açıldı, yukarı çıkmaya çekiniyordu. En azından "Kim o?" diyen bir ses duyup biraz olsun ses analizi yapabilmeyi ummuştu. Kapıyı itip açtı, dört numara her katta iki daire olan apartmanın kot birine denk geliyor olmalıydı. Merdivenlerden aşağı inerken açık kapıdan kimin baktığını görmeye çalıştı. Kapının önüne gidene kadar başarılı olamadığı bu girişimi sonuçsuz kalmıştı.

"Merhaba, ben Menekşe, bir yıl önce aşağıdaki sokakta kapanan bakkalın sahibini arıyordum." dedi karşında ona boş boş bakan yaşlıca kadına. Kadın o kadar boş bakıyordu ki daha önce hayatında saçlarını sağ tarafını kazıtan bir kadın görmediği çok belliydi.
"Kimdir ki o ben ne bileyim de benim zilime ne bastın, amcam mıdır dayım mıdır, ne bileyim" deyiverdi boş bakan gözlerine yargılayan bakışları yerleştirerek.
"Bu apartmanda oturduğunu söylemişlerdi.  Bakkalı olan bir komşunuz var mı?"
"Git muhtara sor ben ne bileyim, ben muhtar mıyım?"  dedi ve kapıyı Menekşe'nin gülümseyen suratına kapattı.

Apartmanın içindeyken bir kaç daireyi daha ziyaret etmek geçti aklından ama hevesi o kadar hızla uzaklaşmıştı ki yakalayamadı. Yaşlı kadının ellerini düşündü, içerde birini mi doğruyordu acaba? Sadece domates de kesiyor olabilirdi. Koku ve düşünceler birleşince mide bulantısı hissetti. Kendini dışarı attı ve esnaftan yardım istemenin daha akıllıca olacağına karar verdi. Hemen alt sokakta bulunan berbere girdi, aynı soruyu tekrarladı ama berber daha yeni gelmişti ve Menekşe' nin neyden bahsettiğini bilmiyordu. Bakkalın bulunduğu yerin hemen karşısındaki market çalışanlarının da bir şeyden haberi yoktu. Market çalışanları suçlu bakışlar fırlattılar bakkal kelimesinin önüne yerleşen kapanan sıfatını duyduklarında. Bir kaç dükkan gezdikten sonra girdiği terzi dükkanı yüzüne gülmüştü.

"Buralarda arama, bulamazsın Cihangir Efendi'yi." dedi ve kağıda bambaşka bir adres yazıp eline tutuşturdu.


Adreste farklı bir şehir vardı ve bugün yolculuk yapamayacak kadar yorgundu. Tabana kuvvet evinin yolunu tuttu. Bir ekmek alıp evine, eskimiş belgelerinin arasına döndü.

Yorumlar

Popüler Yayınlar